Hüseyin KURT
İSTİKLAL?İMİZ ve MARŞIMIZ
12.03.2019

İSTİKLAL’İMİZ ve MARŞIMIZ

  1. 1920 yazında Anadolu ve Trakya’nın önemli bir bölümü düşman işgali altına girmiştir. İstanbul ve Boğazlar İtilaf Devletlerinin, İzmir – Aydın çevresi Yuna’lıların; Muğla, Antalya, Burdur ve çevresi İtalyanların; Çukurova ve Güneydoğu Fransızların işgali altındadır Kars ve Ardahan civarında ise İngiliz destekli Ermeni Kuvvetleri vardır.

Haziran 1920’de, Yunanlılar Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlamıştır. Balıkesir, Bursa ve Doğu Trakya’nın tamamı Yunan işgaline girmiştir.

15 Mayıs 1919’da, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesi üzerine, Ege Bölgesindeki direnişlere destek verme üzere Balıkesir’e giden Mehmed Akif, camilerde vaazlar vererek halkın mili duygularını ayakta tutmaya çalıştı. Batı Anadolu’dan İstanbul’a döndüğünde, buradaki işgal izlenimlerini  “Sebilürreşad “ dergisinde en ateşli yazılarla gündeme getirdi. Osmanlı İdaresi; İtilaf Kuvvetleri ve Yunanlıların hamisi İngilizlerle ters düşmemek için Mehmed Akif’i iki yıldır sürdürdüğü Darü’l – Hikmeti’l – İslamiye Cemiyeti’nin Başkâtip’liğinden istemeye istemeye azletmek mecburiyetinde kaldı.

Damat Ferit Paşa Hükümeti, baskılarını artırıp devamlı takip ettirmeye başlayınca; dava arkadaşı Eşref Edib’le gizli bir görüşme yapan Akif, Anadolu’ya gitme arzusunu şöyle anlatır:

“Artık burada duracak zamanımız kalmadı. Gidip çalışmak gerek. Bizim tarafımızdan, halk aydınlatmaya ihtiyaç duyulmakta, Bizleri çağırıyorlar, bu çağrıya mutlaka katılmalıyız. Ben zaman kaybetmeden yarın Ankara’ya hareket ediyorum. Hareketimden hiç kimsenin haberi olmasın. Sen de işlerini derle, toparla. Derginin klişelerini al ve arkamdan gel.

Damat Ferit Paşa Hükümetinin İngilizlere baş eğmesine tahammül edemeyen Mehmet Akif, eşini ve çocuklarını İstanbul’da kaderleriyle baş başa bırakarak dört günlük sıkıntılı bir yolculuktan sonra 10 Mayıs 1920 ‘ de Ankara’ya ulaşır.

Ankara’da, Birinci Meclis üyeleri tarafından sıcak bir ilgiyle karşılanır.

Akif, Mustafa Kemal Paşa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin umumi arzusu üzerine Burdur Milletvekili seçilir.

Haziran 1920 ‘ de Yunanlılar, Anadolu içlerine doğru ilerlemeye başlamıştır. Balıkesir, Bursa ve Doğu Trakya’nın tamamı Yunan işgaline girmiştir.

1920 yılının sonlarına doğru, Genel Kurmay Başkanlığı’ nın isteği ile Milli Eğitim Bakanlığı, “ Milli Marş “ yarışması açmıştır. Birinci seçilen şiir’in söz yazarına 500,bestecisine 500 olmak üzere 1000 lira ödül konulmuştur. Mehmet Akif, para ödülünden rahatsız olduğu için yarışmaya katılmamıştır.

Bu yarışma hakkında, Mehmet Akif’in yakın arkadaşı Mithat Cemal, o günkü duygularını şöyle anlatır:

“ Maarif Vekâleti bu yarışmayı açınca, 724 şairin katıldığı bu yarışmayı kazanacak olan şair, tuhaf bir nedenle katılmamıştı. Çünkü kazanana para ödülü verilecekti. Ülkenin kurtulacağını, İstiklalini kazanacağını; Mehmed Akif para karşılığında mı söyleyecekti. Bu Şair’ in hem karakterine, hem prensiplerine aykırı bir durumdu. “

Yarışmaya katılan şairlerin yazdığı marşların hiç birini beğenmeyen Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey ‘ e göre “ İstiklal Marşı ‘ nı “ ancak Mehmed Akif yazabilirdi. Meclis Üyelerinin büyük çoğunluğu, Milli Şair ‘ in para için böyle bir yarışmaya katılmayacağını yakinen bilmekteydiler. Bu gelişmeler üzerine, Hamdullah Suphi Bey; Mehmed Akif’in para ödülünü almamasını sağlayan bir mektup hazırlayıp şunları yazar:

“ İstiklal Marşı için yarışmaya katılmamanızın nedenini ortadan kaldırmak için pek çok önlemler vardır. Yüksek kişiliğinizden istenen şiiri yazmanızı Ulusumuz sizden beklemektedir. Asıl endişenizin gerektiği nedenleri ortadan kaldırabilmek için ne gerekirse yaparız. Ulusumuzu etkin duygularınızdan mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile derin hürmet ve sevgilerimi arz ve tekrar eylerim efendim. “

Bu mektuptaki samimi ifadeler karşısında ikna olan Mehmed Akif, titiz ve ciddi bir çalışmaya yönelerek 17 Şubat 1921 günü tamamladığı “İstiklal Marşı’nı “ Maarif Vekâleti’ ne bizzat kendisi götürür. Yetkili Kurullar tarafından çok beğenilen  “İstiklal Marşı “ 12 Mart 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey tarafından okunur.

Tek katlı Meclis Binasının duvarlarında yankılanan bu anlamlı mısralar, Milletvekillerini adeta gözyaşlarına boğmuştu. Nafia Vekili Fazıl Paşa, tekrar okunması için ricada bulunurken, diğer Milletvekillerinin de yoğun ısrarları üzerine Hamdullah Suphi Bey, Türkiye’nin simgesi olan “İstiklal Marşı’ “mızı yeniden okur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “İstiklal Marşı“nı resmen kabulü 12 Mart tarihli toplantısında kararlaştırılmıştı.

Milletvekili sıfatıyla üzerinde giyecek paltosu dahi olmayan Mehmet Akif, 500 liralık ödülü kabul etmezken, onurlu ve şahsiyetli bir insanın nasıl olacağını kişiliğinin doğasında bulunan örnek davranışıyla herkeslere ispatlamıştı.

“İstiklal Marşı “ için muhassas 500 lira, Mehmed Akif tarafından fakir çocuk ve kadınlara örgü öğretmek, bir ma’işet temin etmek emel –i hayırperveriyle teşekkül etmek üzere olan  “Daru’l – Mesai “ ye teberru olunmuştur.

İstiklal Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kabul olunduğunda, Mehmed Akif’in cebinde, Milletvekili arkadaşından borç aldığı iki lira vardır.

Akif, ahlak dışı eserlere, taklitçiliğe ve batı özentisine karşı olmasının yanında, güzel Türkçenin varlığının korunabilmesi için adeta üzerine titreyip büyük gayretler sarf ederdi. Ancak bütün bu olumlu düşüncelerine rağmen, Milli Şair’in tam anlamıyla batı karşıtı olduğu söylenemez. Mehmed Akif, Batı’nın değil, Frenkleşme isterileri içerisinde olan yazarların düşmanı idi. Şair bu husustaki görüşlerini şöyle izah eder:

“ Batı medeniyetinin bilim, teknik ve sanatından yararlanılacak ama her şey alınmayacak. Adeta moda haline gelen kopyacılıktan vazgeçilecek. Batılılaşma yolunda kendi benliğimizi yitirmeden, doğulu özellikleri de bırakmadan Avrupa medeniyeti düzeyine ulaşabilen Asyalı Japon’lar göz önünde tutularak, onlardan ders alınmalıdır.

Akif, hayatında eğilmedi. Gerek istibdat devrinde, gerek meşrutiyet senelerinde açlığa rıza gösterdi ama kimseye Eyvallah etmedi.

Umumi Seferberlik zamanı idi. Akif, bir arkadaşı ile birlikte oturmuş kuru fasulye aşı yiyordu. Nezaret Erkânından biri çıkageldi. Selam tebliğ etti. Yazılarında o derece ileri gitmemesini nazikçe söylemek istedi. Akif, pürhiddet dedi ki:

“ Nazırına söyle; kendilerini düzeltsinler. Bu gidiş devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben, fasulye aşı yemeğe razı olduktan sonra kimseden korkmam “!

Acaba Mehmed Akif, “ İstiklal Marşı “ hakkında ne düşünüyordu? Bunu da tespit etmeye çalışmalıyız:

İstiklal Marşı, denince Üstad’ın gözleri büyümüş ve parlamıştı. Hastabakıcının yardımıyla doğruldu, anlatmaya başladı:

“ İstiklal Marşı… O günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir, Millet’in o günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir fecayi karşısında bunalan ruhların, ızdıraplar içinde halas dakikalarını beklediği bir zamanda yazılan o marş o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha yazılamaz. Onu kimse yazamaz. Onu ben de yazamam. Onu yasmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. O şiir, artık benim değildir. O milletin malıdır. Benim millete karşı en büyük hediyem budur. “

İstiklal Marş’ımız, bizim adeta tarihimizdir. Geleceğimizin bir aynası ve bütün milletimizin iman ve ahlakta son gayesi olan temel esasların bir özüdür.

Büyük Akif, milletinin ruhunu okumuş ve sanki taşa kazırcasına yazarak, bir anıt gibi gözler önüne dikmiştir.

Türk Milleti’nin geçmişte olduğu gibi geleceğindeki inanç ve hareket programı da bu Marş ile değişmez şekilde tespit edilmiştir.

İstiklal Marşı’nı değerlendirirken, özellikle Marşın yazıldığı dönemi ve şartları dikkate alarak değerlendirmek gerekir. İstiklal Marşı’nı Milli Mücadele’ den ayırırsanız, O sıradan bir şiir olur.

İstiklal Marşı, yeryüzündeki ilk antiemperyalist zaferin bağımsızlık marşıdır.

“ Allah bu Millet’e bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın “ diyen Mehmed Akif’e Tanrı’dan rahmet dilerken; Milli Marş’ımızın kabulünün 98. Yılını kutluyor, anlamayanlar, saygı duymayanlar, ayağı kalkmayanlar utansın diyorum.

 

Kaynak:

Mehmed Akif ERSOY (Evrim YEŞİLYURT)

Öteki Mehmed Akif – VAİZ (Sinan MEYDAN)

Mehmed Akif (Mehmed Ertuğrul DÜZDAĞ )

Akifname ( Hasan Basri ÇANTAY )

 

                          

                                                        Hüseyin KURT

                                                     Türk Ocakları Artvin Şubesi Başkanı


Bu makale 272 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Serhad Artvin Gazetesi © 2012 Tüm Hakları Saklıdır.
İnönü Caddesi. Karahan İşhanı No:16/A - ARTVİN -- Tel :0(466) 212 11 29 - Faks: 0(466) 212 38 84 - E-Posta: osengun{at}hotmail.com