Hüseyin KURT
NEVRUZ - YENGİ KÜN
23.03.2019

NEVRUZ - YENGİ KÜN

İlk toplumların, milletlerin iyi düzenlenmiş takvimleri yoktu. Takvim olmayınca insanlar özellikle geçimlerini sağlayan temel uğraşma konularına göre hayatlarını tanzim ederlerdi. Baharın, yazın başlaması, hayvancılıkla geçinenlerin sürülerini otlağa çıkarmaları, çiftçilik yapanların ekin ekme döneminin başlaması gibi olaylar, bütün milletlerin hayatında iz bırakmış şeylerdir. Bunun gibi bağ bozumu olayı, hasat mevsimi, koç katımı eski insanların hayatını düzenleyen olaylar idi. Bunların en önemlilerinden biri, bütün toplumlarda öteden beri olduğu gibi bahar olayı, baharın gelmesi, tabiatın canlanması hadisesidir. İşte bu bahar başlangıcı, Türk Tarihinde eskiden beri gördüğümüz bir şey…

Türk Dünyasında, bir yeniden diriliş, canlanış şenliği olarak yaşatılan Sultan Nevruz. Yeni Gün, Yengi Kün, Ergenekün, Ulustn Ulığ Küni, Baba Marta başta olmak üzere, Türk Dünyasında yirmi beşi aşkın; Anadolu’ da ise kırka yakın ismi var Nevruz’un. Yeni Gün, uyanan, dirilen tabiat karşısında, Türklerin hak ve sorumluluklarını yeni baştan hatırlama ve tabiata galip gelme, yeni bir dirilişle kendini cihanın içinde bir altın çivi gibi uygun yere çakma düşüncesini şenlik halinde kutlandığı gün…

Nevruz, Farsça Yeni Gün demektir. Bu gün Güneş Yılının başlangıcı 21 Mart gününe tekabül eder. Halk arasında Mart 9’u olarak bilinir.

Türklerde baharın gelişi ve bayram halinde şenliklerle kutlanması hususunda, genellikle iki ihtimal üzerinde durulur:

1 ) Türklerde Bahar Bayramı ( Nevruz ) bilinebilen en eski zamandan beri Türklerin bir bayramıdır ve Türk’ler vasıtasıyla bütün Asya’ya ve Avrupa’ya ( Avrasya’ya ) yayılmıştır.

2 ) İran menşelidir, eski İran efsaneleriyle bağlantılıdır.

Bu iki ihtimalden hangisi doğrudur? Buna cevap arayalım:

Azerbaycan Ansiklopedisinde, menşe ile herhangi bir şey ifade edilmeden  “ Nevruz, kadim şark ananelerinin devamıdır. “ İfadesi yer alır.

Biz, Çin kaynaklarından Hunların daha Milattan yüzlerce yıl önceleri, 21 Mart tarihinde hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar şenlikleri yaptıklarını, bu bahar şenliklerinde bir kısmını bugünkü Nevruz kutlamalarında gördüğümüz birtakım adetler ve gelenekler yaşadıklarını biliyoruz. Aynı geleneklerin, Hunlardan sonra Uygurlarda da varlığına şahit oluyoruz. Çağdaş Uygur resminde, Uygurların, Nevruz Kutlamalarını temsil eden tablolar yapılmıştır.

İslami dönemle ilgili kayıtlara baktığımızda Nevruz Bayramının ilk izlerini genellikle 11. Yüzyıl metinlerinde görüyoruz. Nevruz’u, İran geleneğine bağlayan Firdevsi’nin Şehnamesi de dâhil olmak üzere ilk defa derli toplu Nevruz hakkında bilgileri, 11. Yüzyıl kaynaklarında buluyoruz. Eğer İran’da da, Hun’lar da olduğu gibi Milattan önceki yıllarda Nevruz olayı var olsa idi, Milattan sonra 11. Yüzyıla gelmeden önceki İran metinlerinde de bunun izlerinin bulunması gerekmez miydi?

El–Biruni, 11. Yüzyıldan bildiğimiz meşhur bir isim. Biruni’de, Nevruz’dan söz emiştir. Bunun yılbaşı olduğunu, ifade etmiştir. Türk’ler de dâhil bütün Ön Asya e Orta Asya toplulukları arasında canlı bir şekilde yaşatıldığından söz etmiştir.

Nizam–ül Mülk,  11. Yüzyılın diğer yazarı, Fars asıllı meşhur Devlet adamı Ünlü Siyasetnamesinde; Neruz’dan söz eder. Nevruz’un Yılbaşı olduğunu ifade eder. Birtakım Nevruz adetlerinden bahseder ve Nevruz’un Türk’ler arasında yaygın olduğunu ifade eder. Fars asıllı bir devlet adamının, Nevruz’un hususiyle Türk’ler arasında yaygın olmasından söz etmesi gerçekten de anlamlıdır.

Kaşgarlı Mahmut,  ( 11. Yüzyılın bir diğer yazarı, meşhur sözlük yazarımız ) Divan–Lügat’i–t Türk’ünde; Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade eder ve ondan sonra, mevsimleri ne şekilde sıraladıklarını kaydeder.

12 Hayvanlı Türk Takvimi olarak bildiğimiz takvimin başlangıcının da  21 Mart’a  itibar edilmiş olması; yani  Nevruz  tarihi, Türk Takvimi’nin, Hicri Takvim başlangıcına kadar Türklerde en yaygın olarak kullanılmış olan, bu gün de Türk Cumhuriyetlerinden pek çoğunda hala takvim olarak kullanılmakta olan  12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcının 21 Mart tarihi ile bağlı oluşudur.

Türk’ler Hicri Takvime, ayların sürekli olarak değişmesi yüzünden, devlet hayatı yönünden intibak edemedikleri için, Ömer Hayyam’ın başkanlığında, bir bilim adamları heyeti, Melikşah’ın talimatı ile bir araya gelerek, bu günkü Güneş takvimi ölçülerine fevkalade yakın bir takvim düzenlediler. Celal – üd – Devle Ebül – Feth Melikşah’ın, bu Celal – üd – Devle lakabına bağlı olarak takvime, Takvim – I Celali denildi. Melikşah adından dolayı takvime; Meliki veya Takvim’ Melik Şahi de denildi. Başlangıcı 21 Mart’tır. Selçuklu Devletinde de hem mali işlerin düzenlenmesinde, hem de diğer işlerinin düzenlenmesinde bu tarihe itibar edildi.

Nevruz geleneği ile ilgili bizim edebiyatımıza mal olmuş tabirlerden biri, Sultan Navruz tabiridir. Bu gün Anadolu’da, asıl adı belki bir kenara bırakılıp, kardelen çiçeğine Navruz Çiçeği veya Sultan Navruz Çiçeği denilmektedir. Bu, Nevruz’u Sultani adıyla bağlıdır. Bu çiçek baharın müjdecisidir. Bu “ Sultan Nevruz “ nereden geliyor? Sultan Meikşah tarafından Takvim–i Melikşahi veya Takvim–i Celal’i olarak adlandırdığımız takvimin düzenlenmesiyle bağlı olarak Melikşah’ın bir Sultan olarak, Nevruz’a vermiş olduğu önemden dolayı, Sultan Nevruz, Nevruz – u Sultani şeklinde adlandırılmış olabilir.

Türk Kültürünün en güçlü an’ ananelerinden biri olan Ergenekon’dan Çıkış’ın Nevruz ile bağlantısı, onu, yine Türk yapısına götürür. Ananeye göre, “Ergenekon’dan Çıkış”  21 Mart’tır. Türk Milleti bu kurtuluş ve çıkışı, geleceğe ümitle bakılan “Yeni Gün” olarak adlandırmıştır.

Türk’ler, İslam Dünyasında dillerini bütünüyle korumakla birlikte, Pratik gayelerle yan yana yaşadıkları toplulukların dillerinden de bazı kelime ve kavramlar alıp kullanmışlardır. Mesela  “ Nevruz “ bunlardan biridir. Bu kelime Farsça kökenlidir. Fakat Nevruz aynı zamanda, hem Farsların, hem de Türk Topluluklarının, ilkbaharda kutladıkları bayramın da adıdır. Daha açık bir ifade ile Türk’ler, Orta Asya kökenli olan, milli bayramlarını, İslami dönemde “ Nevruz “ adı altında kutlamışlardır. Burada hemen belirtelim ki; Farsların milli bayramı nevruz ile Türklerin milli bayramı nevruz arasında temelde ve özde büyük farklar bulunmaktadır.

Bu farklılıkları şu şekilde belirtmek mümkündür:

1 ) Ateş unsuru, her iki Milletin bayramında da vardır. Fakat İranlılarda ateş, tapınmanın bir objesidir. Türklerde ise ateş, temizlenmenin ve arındırmanın bir vasıtasıdır. Ateşin üzerinden atlatılmak suretiyle arındırma âdeti, Orta Asya topluluklarında korunarak günümüze kadar gelmiştir. Türk Topluluklarındaki bu adet, sadece nevruz bayramlarında değil, aynı zamanda düğün törenlerinde de gelinin kemik ateşi üzerinden atlatılması ve çevresinde döndürülmesi şeklinde icra edilmektedir.

2) Türk Bayramlarındaki bazı unsurlar, İran Bayramlarında hiç bulunmamaktadır. Mesela, İran Bayramlarında örs üzerinde demir dövme âdeti yoktur. Bu, tamamen Türklere yas bir gelenektir. Bu geleneğin kökü de Göktürklere dayanmaktadır. Türklerde demircilik, Ata mesleği durumunda idi. Türklerdeki “ Tarhan “ unvanının demircilikle çok yakın ilgisi vardı. Tarihi kayıtlara göre, ancak dokuz göbekten beri ataları demircilik yapmış olanlara, bu unvan verilmekteydi. Öte yandan, İran tarihinde Farsların demircilik yaptıklarına dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

3 ) Türk Bayramlarındaki yarışma türü eğlenceler, İran bayramlarında hemen hemen hiç yoktur. Yarışma, Türk hayatının en belirgin özelliğidir. Esasen yarışma, mücadele ve üstün gelme fikrine dayanır.

4 ) İran bayramları, Cemşid ve Feridun gibi hükümdarların tahta çıkış olaylarına dayanır. Türk Bayramı’nın oluşumu ise, Türk’ün hayatında rol oynayan unsurlar ve olaylar kaynaklık eder. Bunlar, tabiat, iklim ve milli felaket gibi bütün toplumu ilgilendiren olaylardır.

Netice itibariyle görülmektedir ki, menşei neresi olursa olsun M. Ö. Üçüncü yüzyıldan, Mete zamanından beri Türklerde var olan bir bayram, bir bahar bayramı geleneğidir. Özellikle 1200 yıldır öbür Türk gruplarının hemen hiç birisi ile ilgisi kalmamış olan Saha yani Yakut Türk’lerinde, Nevruz geleneklerinin izlerinin kuvvetli bir şekilde bugün de var oluşu dikkate değer. Eğer, Nevruz batı kaynaklı bir gelenek idiyse, bu Nevruz olayının Saha’lara kadar nasıl gittiğini ve 1200 yıldır, diğer Türk Dünyası ile ilgisi olmayan bu Saha’lara nasıl etki ettiğini de herhalde bilimsel olarak, tarihi olarak, kaynaklara müracaat ederek izah etmek lazım gelir. Değilse şimdi menşei Hun’lar olarak veya daha eski bir tarihte Türk’ler olarak ağır basar görülmektedir. Ama neticesi itibariyle bugün Afganistan’da da yaşatılmaktadır, İran’da da yaşatılmaktadır, Irak’ta, Suriye’de en azından belli kesimlerde ve bütün diğer Türk Dünyasında; tabiri caiz ise, Çin Seddi’nden Adriyatik’e kadar, Hindistan’dan, Afganistan’dan, Yakutistan’a, Çuvaşistan’a, Tataristan’a, Moldova’ya, Macaristan’a ve Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada bugün canlı bir şekilde yaşamakta, yaşatılmaktadır.

Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan menşe bağlantısı olmayan, İslamiyet’ten çok öncelere, ( M.Ö.’lere ) giden bir gelenektir. Yani bi dinin veya bir mezhebin bayramı değildir. O itibarla, herhangi bir şekilde, bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi ve bir ayrılık gayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması fevkalade yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.

Benim Büyük Milletim; dilerim Nevruz Bayramlarında yakılan ateşler ruhumuzu temizlesin, Nevruz güneşi, kanımızı coştursun. Bütün kalpler sevgiyle dolsun.  21 Mart’lar, Büyük Milletimiz için yeni bir başlangıç olsun.

Bilelim ki, bütün Türk Dünyasının tek ortak bayramı Nevruz’dur. Kıymetini bilelim, sahip çıkalım, yaşatalım, bizden sonraki kuşaklara hediye edelim.

Bütün Türk Dünyasının Nevruz Bayramı’nı kutluyorum.

Sözlerimi, Büyük Atatürk’ün bir vecizesiyle tamamlıyorum. “ Gençlerimize, çocuklarımıza görecekleri eğitimin hududu ne olursa olsun en evvel ve her şeyden evvel kendi geleneklerine, milli ananelerine ve Türkiye’nin bağımsızlığına düşman olan unsurlar ile mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir“.        21 Mart 2019

                  

 Kaynak:

1 ) Nevruz    ( Prof. Dr. Sadık Tural. )

2  ) Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi  ( Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları. )

                                                                                                                                        

                                                                                  Hüseyin KURT

                                                                                                                                                                                           Türk Ocakları Artvin Şubesi Başkanı

 


Bu makale 4630 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları