Osman DEMİR
Değişen dünya halleri?
03.04.2020

                Değişen dünya halleri…

Korona virüsü bütün dünyada salgın ilan edildi. Çıkışından yaklaşık iki ay sonra virüs Çin’de hızını kaybetti. Ancak ne var ki çok kolay yayılıyor. Ülkemiz uzun süre kırmızılarla kuşatılmış yeşil bir ülke gibi gösterildi ama sonun da ülkemizde de virüs olduğu açıklaması yapıldı. Bütün mesele virüslü birisini erkenden teşhis edip karantinaya alabilmek… Bu yapılabilirse sorunun önüne geçilebilir ama aksi durumunda tespit edilemez ve kişi de virüs taşıdığını bilmezse günlük hayatında temas ettiği, dokunduğu her şeye virüsü bulaştıracaktır. Yeni virüsü kapmış eleman da aktif durumda başkalarına bulaştıracaktır. Bir bakıma virüs ortaya çıkınca bütün dünyanın ve ülkelerin gündemi de değişti.  

Virüs pek çok şeyin üzerini örttü, hataları gizledi. İnsanlar işini gücünü bırakıp virüsle yatıp kalkmaya başladılar. Tabii ki ciddiye almak gerekiyor ve özellikle doktor önerilerine kulak vermek gerekiyor. İlk ve önemli tedbir olarak elleri iyice yıkamak ve bol sıvı almak gösteriliyor. Paniğe kapılmadan da tedbirleri almak gerekiyor.

Kaldı ki dünya da her yıl sadece gripten altmış bin insan yaşamını yitiriyor ama kimse bunu önemsemiyor ve dünya sağlık örgütü grip konusunda salgın açıklaması yapmıyor. Trafik kazalarından, sağlıksız beslenmelerden, iş kazalarından ve benzeri çok şey den on binlerce insan yaşamını yitiriyor. İşin daha da garip tarafı maskenin çok da faydası olmadığı halde maske fiyatlarının üç kata çıkması şaşırtıcı geliyor insana. Aynı şekilde sabun ve kolonya fiyatları da anormal biçimde yükseldi. Hastalığı fırsat bilerek bu ürünlere aşırı zam yapanlar teşhir edilmeli ve gereken cezalar verilmelidir.

Bir ayda on şişe kolonya satamazken şimdi haftada yüz şişe satıyorsun ve fiyatını ikiye üçe katlıyorsun! Sonra da dürüstlükten edep ve ahlaktan söz ediyorsun. Sözümüz tabii ki bu şekilde davranan fırsatçılar içindir. Dürüst esnafımız başımızın üzerindedir. İnsanların panik hallerinden yararlanıp fahiş fiyatla mal satmak hırsızlığın alasıdır. Vatandaşın cebindeki parasına göz dikmektir. Ancak hiçbir dönem bu yüzsüzlerin önüne geçilemedi.

Normal zamanlarda bile Pazar fiyatları da bambaşka bir duyu ile çıkıyor vatandaşın karşısına. Pazar fiyatları neredeyse kalıcı market fiyatlarıyla eş değer oldu. Hatta bazı ürünler pazarda daha pahalı. Çok işlevli bir markette iyi cins patates iki lira doksan kuruş iken üstelik seçip istediğinizi alabiliyorsunuz. Aynı patates pazarda üç lira otuz kuruş seçme şansınız da olmuyor. Pazarcı esnafı fiyatlar yüksek olunca pratik aklın kullanıp etiketlerle oynuyor. Köy biberi normal de on iki lira ama siz pazarda bakıyorsunuz altı lira! Aman ne güzel değil yarı yarıya indirilmiş fiyat çıkıyor karşınıza. Verin şuradan bir kilo biber diyorsunuz ama gözünüz fiyat etiketine kayıyor altı liranın yanında beş yüz gram diye yazıyor. Yani fiyatı on iki lira… On iki lira olunca kimse biberle ilgilenmiyor. Bütün etiketler yarım kilo üzerine düzenlenmiş. Hatta bazı ürünler iki yüz elli gramlık… Kurutulmuş Trabzon hurması iki yüz elli gramı on iki buçuk lira… Kilosu elli lira yazsanız kimse bakmıyor bile. Bu Pazar esnafının pratik bir uygulaması ama fiyatlar gerçekten el yakıyor.

Eskişehir pazarından söz ediyorum. Bir şeye dokunup el süremiyorsunuz. Örneğin portakal alacaksınız, kilosu üç buçuk lira, ince kabuk sulu ve adeta bal gibi. Bir tanesini kesip dilimlemiş isteyen baksın diye. Üç kilo alırsanız on liraya veriyor ama gelin görün ki ön tarafa iyileri seçmece doldurulmuş, siz aynılarından aldığınızı sanıyorsunuz. Eve getirip iştahla yiyeceksiniz ama o da nesi? Bir taraf çürük ve tadı buruk, ekşimsi hemen hepsine bakıyorsunuz birkaç tane iyi çıkıyor. İsterseniz gülün size kalmış bir şey. Hemen her konu da ve Anadolu’nun her yanında giderek eski meziyetlerimizi bir bir yitiriyoruz. Para her şeyin önüne geçmiş ve biz ilişkilerimizi tamamıyla buna göre düzenlemenin hesabı içindeyiz. Patates alıyorsunuz yağda kızardıktan kısa bir müddet sonra morarıp siyahlanıyor. İnsan da yeme isteği bile kalmıyor.

Fiyat pahalı ürünler kaliteli değil. Sağlıklı beslenme de olmuyor. Hastalıklara karşı daha az dirençli bedenlerimizle sokaklardayız. Sağlıklı beslenme olmayınca sadece virüs değil diğer bütün hastalıklar bir risk gurubu için de duruyor. Birinden kurtulsanız bir diğerine takılıyorsunuz. Bu silsile böyle akıp gidiyor.                                                                                                                                     Sevgiyle kalın.


Bu makale 6340 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Serhad Artvin Gazetesi © 2012 Tüm Hakları Saklıdır.
İnönü Caddesi. Karahan İşhanı No:16/A - ARTVİN -- Tel :0(466) 212 11 29 - Faks: 0(466) 212 38 84 - E-Posta: osengun{at}hotmail.com