EĞİTİM- SEN Artvin Şube Yürütme Kurulu son siyasi gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunarak “ AKP iç savaş stratejisi izlemekten vazgeçmelidir” ifadesini kullandılar.
EĞİTİM-SEN Artvin Şube Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada; “ Günlerdir, IŞİD çetelerinin yoğun saldırısı altındaki Kobani`den gelen haberleri ve Türkiye`nin dört bir yanında yaşanan saldırıları kaygıyla takip etmekteyiz. Kaygılıyız! Çünkü bir tarafta cani sürüsü olan IŞİD, tüm dünyanın gözü önünde katliam borusunu çalmakta ve saldırılarını yoğunlaştırmakta; diğer tarafta ise AKP, adeta iç savaş stratejisi izleyerek devletin tüm şiddet gücünü halkın üzerine seferber etmektedir.
AKP hükümetinin IŞİD`e desteği ve sempatisi artık tüm dünyada dillendirilmektedir. Bu destek son birkaç gün içinde ülke çapında yapılan IŞİD protestolarına yönelik uygulanan şiddet ile bir kez daha onaylanmıştır. Ancak "küçük kurnazlık" peşinde koşan İçişleri Bakanı, onlarca insanın ölümüne, yüzlercesinin ise yaralanmasına yol açan şiddetin sorumluluğunu karşılıklı grupların eylemlerine havale etmekte gecikmemiştir. Sanki "misliyle şiddet" tehditleri savuran kendisi değilmiş, tankları meydanlara süren ya da OHAL uygulamalarına başvuran kendi hükümeti değilmiş gibi! Üstelik hafızlarımızı biraz zorladığımızda,
-MİT Başkanı Hakan Fidan`ın Türkiye topraklarını kastederek "Gerekirse iki füze sallar savaş çıkartırız" minvalindeki sözleri,
-MİT personelinin eylemci kılığında molotof kokteyli ile saldırılar gerçekleştirdiğinin mahkeme kayıtlarına geçmesi,
-Tırlar dolusu askeri mühimmatın çetelere taşındığı videolar,
-Kobani sınırında geçişine izin verilmeyen yaralıların hayatını kaybetmesi,
-Kobani sınırında nöbet tutan halka gaz bombalarıyla, silahlarla saldırılması,
-Silahlı Hizbul-kontra güçlerinin ve eli satırlı faşist güçlerin polisle işbirliği içinde halka saldırması
sanki hiç olmamışçasına, yöneltilen bu şiddetin üzeri örtülmeye çalışılmaktadır.
Uygulanan politikalar sonucu 37 yurttaşın yaşamını yitirdiği bir dönemde hükümetin tehdit, şiddet dışında bir çözüm üretemediği bir sürecin her tür provokasyona gebe olması ise kaçınılmazdır. Daha birkaç yıl önce bayrağın çocuklara nasıl yaktırıldığı dün gibi belleğimizdedir. Gezi sürecinde dönemin Başbakanı Erdoğan`ın dilinden düşürmediği "camide içki içildi", "başörtülü kadını taciz ettiler" gibi sözlerin, yalan olduğu artık herkes tarafından bilinmektedir.
Geniş kitleleri harekete geçirmenin en kolay yolu, kutsal sayılan ya da toplumsal olarak değer verilen şeylere saldırmaktan geçmektedir. Üstelik bu saldırının yarattığı kıvılcım, adeta toplumsal ve siyasal bir körlüğe neden olmaktadır. Bir algı yönetimi olan bu tuzağa düşmemenin yolunun, faillerin ve ardındaki görünmez ilişkilerin peşine düşmekten geçtiğini herkes bilmelidir.
Özellikle belirtmek gerekir ki Atatürk büstlerinin parçalanması, bayrağımızın ve okulların yakılması kabul edilemez provakatif eylemlerdir. Bu eylemleri şiddetle kınıyor, ardındaki gerçekliğin ve faillerinin irdelenerek ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
Gözlerimiz önünde olan biten kimi olaylar ise AKP`nin hakikat olarak bizlere dayattığından bambaşka bir hakikat olduğunu her defasında göstermektedir. Şiddet içermeyen, demokratik eylemlerin dahi devlet şiddetine maruz kalması bu durumun en açık ifadesidir. Dün İstanbul Atatürk Havaalanı`nda Kobani ile dayanışma eylemi yapan ve sadece "IŞİD`e geçit yok" pankartı açan Barış İçin Kadın İnisiyatifi`nden 46 kadının nasıl darp edildikleri ve gözaltına alındıkları ortadadır. İçlerinde üyelerimizin de olduğu arkadaşlarımıza vahşice saldırılanların vermek istediği mesaj, İçişleri Bakanı ya da Başbakan`ın "misliyle şiddet" açıklamalarıyla aynıdır! Üstelik en demokratik hakkın kullanımında dahi!
Üniversitelerde yaşananlar ise AKP`nin sıkıyönetim uygulamalarını ve şiddeti yaşamın her alanına nasıl taşımak istediğini göstermektedir. İstanbul Üniversitesi`nde çivili sopalarla öğrencilere saldıran IŞİD destekçileri ellerini kollarını sallayarak gezerken, saldırıya maruz kalan öğrencilerin gözaltına alınması bu durumun en açık ifadesidir. Dün Ankara Üniversitesi Cebeci Yerleşkesi`nde yaşananlar ise tüm üniversitelere dönük bir tehdidin en açık ifadesi olmuştur. Ankara Üniversitesi Rektörü, üniversite kavramından bihaber olarak polisin yerleşkeye ve fakülte içlerine kadar girmesini istemiştir. Sınıfların içlerine ve kütüphanelere kadar giren polis, öğrencilerini ve üniversiteyi üniversite yapan değerleri korumaya çalışan araştırma görevlisi üyelerimizi darp ederek gözaltına almıştır. Bir üniversite rektörünün, üniversite öğretim elemanlarını ve öğrencilerini gözü dönmüş polis şiddetine terk etmesi durumun vahametini gözler önüne sermektedir.
Eğitim Sen olarak belirtmek isteriz ki hükümetin, yaşamın her alanını yakıp kül eden şiddet politikaları karşısında geri adım atmayacağız ve her bir üyemizle barışın, eşitliğin ve özgürlüğün sesi olmaya devam edeceğiz. "Bir savaşta sadece insanlar ölmez insanlık da ölür. Sessizlik saf tutmaktır. Bizim safımız insanlıktır. Savaşı durduralım" demeye devam edeceğiz!” ifadeleri kullanıldı.
|