Ülkü Ocakları Haftalık Eğitim Seminerini Düzenledi
Artvin Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı geleneksel haftalık eğitim toplantılarından birini daha gerçekleştirdi. Toplantıda konuşmacı olarak Furkan Köksal tarafından güncel konularda bilgilendirmede bulunulurken, İl Başkanı İrfan Kuzu ise yaptığı konuşma ile dilimize sahip çıkılması gerektiğini ifade etti.
Artvin Ülkü Ocakları Başkanı İrfan Kuzu’nun da katıldığı eğitim toplantısında Berk Yaylacı tarafından Kuran’ı Kerim okundu. Ardından Furkan Köksal tarafından “Emparyalizmin eğitime uzanan kolu, yabancı dilde eğitim, yabancı dille eğitim sisteminin temelleri ve bu isteğin ülke için muhtemel zararları, küreselleşme, Misyonerlik, batı emperyalizminin silahıdır konularında” bilgilendirmede bulundu. Furkan Köksal tarafından yapılan sunumda; Küreselleşme konusunda;
Küreselleşme
Küreselleşme, bilimde, ekonomide, politikada, kültür ve san’at’ta dünyanın bir bütün olarak algılanmaya başlanması ile birlikte başlayan sosyal ve kültürel bir süreçtir. Küreselleşme denildiği zaman, akla ilk gelen bir şeylerin dünya çapında yaygınlaşmasıdır; öncelikle de bilginin, enformasyonun yaygınlaşması. İşin arkasında doğal olarak “üretim” ve “ekonomi” vardır. Siyasetin işin dışında tutulması, elbette düşünülemez. Kültür, küreselleşmenin elbisesi; değerler ise pek farkedilmese de işin özü, esasıdır. Çünkü, ne bilgi, ne ekonomi, ne de kültür değerlerden bağımsız olabilir. Değerler onları, onlar da değerleri tekrar tekrar üretir... Küreselleşme, bir bakıma, demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin evrensel bir nitelik kazanmasıdır.
Küreselleşme, açıkça görülebilen yönüyle, genelde Batı’nın, özelde de Amerika’nın bütün alanlardaki egemenliğinin kalıcılığını sağlayabilmek için düşünülen bir yapılanma biçimi, yani “Yeni Dünya Düzeni”dir. Bir başka ifadeyle, Amerikan popüler kültürünün dünya çapında yayılmasıdır. Bunu, modernitenin yeni bir safhası, “dünyanın modern kültüre göre yapılandırılması” olarak algılamak da imkan dahilindedir. Konuya dini açıdan bakanların, genellikle irkildikleri görülmektedir. Onlara göre küreselleşme, manevi olan, dinî olan her şeyin tarihin çöplüğüne atılabilmesi ile ilgili bir projeden başka bir şey değildir. Herkes, kendi zaviyesinden, kendi çıkarlarının ve ideallerinin dikte ettirdiği bir çerçeveden küreselleşmeye bakmaktadır. Thomas L. Friedman da şöyle bir tespitte bulunmaktadır: “Soğuk savaş sonrası dünyayı anlayabilmek için, yerine yeni bir uluslar arası sistemin - küreselleşmenin- geçtiğini anlayarak işe başlamak gerektiğine inanıyorum. İnsanların odaklanması gereken ‘tek büyük şey’ işte bu. Küreselleşme bugünün dünyasında olayları etkileyen tek faktör değil, ama eğer bir Kutup Yıldızı varsa, eğer bütün dünyayı biçimlendiren bir kuvvet varsa, o da bu sistem. Yeni olan şey sistem; eski olan ise kuvvet politikaları, kaos, çarpışan uygarlıklar ve liberalizm. insanoğlunun ürettiği birtakım kurumlar gibi... Kurumlar, bir müddet sonra kendi bağımsızlıklarını ilan ediverirler. Bürokrasinin, her ne pahasına olursa olsun, kendisini korumaya çalışması gibi... Öyle zannediyoruz ki, küreselleşme de bütünüyle olmasa bile, kendi rotasını kendisi çizmeye başlamış bile.. “Bir sistem giderek artan sayıda insanı giderek çeşitlenen biçimlerde aynı anda etkiliyorsa, bu sistem küreselleşmedir.”
Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılması, 17. asrın sonlarında Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan, 19. yüzyılın ortalarında (Elektronik veya İkinci Sanayi Devrimi) hız kazanan, Birinci Dünya Savaşı’ndan beri devam eden küreselleşmenin, “iki küreselleşme çağı arasındaki uzun bir mola”nın[3] sona ermesiyle birlikte, önündeki tüm engellerin kalkması, küreselleşmenin bir anlamda bağımsızlığını ilan etmesi anlamına gelmektedir. Küreselleşme, hiç kuşkusuz modernleşme sürecinin yeni bir aşaması. Bir yönüyle, tıpkı PostModernizm gibi Modernitenin alternatifi... Modernitenin dayatmalarının önemli bir kısmını saf dışı ediyor.
Birey yeniden önplana çıkıyor; fakat, etkin ve ciddi güçlerle dononmış bir vaziyette. İzafiyet, pozitivizmin, katı ideolojilerin korkulu rüyası.. Tabii pozitivist din anlayışına sahip olan dindarların da... Bir başka yönüyle de sanki “zihin daralması, ufuk daralması” gibi: “Küreselleşme, ölçek büyü(tül)mesi, hegemonya alanlarının zamansal ve mekansal olarak bütün bir küreyi kapsayacak, kuşatacak ölçüde yaygınlaşması; ama ufuk ve zihin daralması sürecidir. Daha açık ve somut bir ifadeyle Batı egemonyasının siyasi, ekonomik, kültürel ve stratejik olarak bütün bir dünya üzerinde hakim olması; ama bu hakimiyetin, büyümenin paradoksal bir şekilde bir ufuk ve zihin daralması üretmesi fenomenidir.” Küreselleşme, bir sel gibi önüne çıkan her şeyi yakıp, yıkıp, kökünden söküp sürükleyip gidiyor. Berlin Duvarı’nın yıkılması, Doğu Bloku’nun çökmesi, 11 Eylül 2001 sonrasında Amerika’nın, dünyayı da peşine takarak Afganistan’a savaş açması bu tespitimizin hem kanıtı; hem de küreselleşmenin nsanlığı nerelere sürükleyebileceği hakkında bize birtakım ipuçları vermektedir. Küreselleşmenin, öncelikle Amerika’nın çıkarlarına hizmet ettiği doğrudur. Çünkü tek kutuplu dünyada egemen olan Amerikan kültürüdür. Amerika, “fırsatlar ülkesi”, “özgürlükler ülkesi” olarak cazibe merkezidir. Her yıl binlerce insan Amerikan vatandaşı olabilmek için sıra beklemektedir. Ancak, küreselleşme, her ne kadar toplum mühendisliğine heveslenenlerin işini kolaylaştırıyor görünse de, uzun vadede, gerçeklerin sonsuza dek gizlenmesinin hiç mümkün olmayacağını da göstermektedir.
Dışa yansıtılan görüntü, gerçeklerle örtüşmüyorsa, bu durum er ya da geç, Amerika’nın sonunu hazırlayacaktır. “Amerika’nın küresel gücü, yine Amerika’nın küreye yaydığı değerler tarafından tahrip edilir.”[5] Artık, dünyayı eskisi gibi kontrol altında tutmanın artık pek mümkün değildir. Dünya, bir anlamda kontrolden çıkmıştır. Eylem teorinin önüne geçmiştir. Göreceliliğin kaygan zemini, dengeli olmayı olağan hale getirebilenlerin ayakta kalabileceklerini göstermektedir. Bu durum, bir yandan bilimperestleri ve pozitivistleri, diğer yandan da değişimi algılamaktan aciz olan dindar ya da statükocu beyinleri rahatsız etmektedir. ” ifadelerine yer verdi.
İrfan Kuzu, Türkçe’mizi güzelce öğrenmeliyiz
İl Başkanı İrfan Kuzu, ise yaptığı konuşmada, “ Bu seminerden anladığımız gibi dilimiz çok önemli. Dilimizi korursak dinimizi de korumuş oluruz. Milletimizi de korumuş oluruz. İnsanları emperyalist düzende, bu kapitalist düzende, yapmamız gereken şey dilimize sahip çıkmaktır. Bir cemiyete veya bir cemaate değil vatanımızın birliği ve bütünlüğü için çalışmaktır, önemli olan. Ona hizmet etme ülküsünde olmaktır. Çoğunlukla üniversite öğrencisi arkadaşlarımız burada bulundukları için Milli Eğitim Politikasından bahsetmek istiyorum. Başbuğ’umuzun da söylediği Milli Eğitim Politikasında öncelikle kast edilen dil birliğidir. O da Atatürk’ün Güneşli Teorisine dayanır. Güneş Dil Teorisinde nasıl bugün İngilizce eğitim sisteminde her yerde kullanılmak isteniyor ve İngilizce bilinip bilinilmediği önemseniyor, işte bu bir misyonerlik faaliyetidir. Bize bu dil dayatılıyor. Atatürk’ün Güneş dil teorisinde belirtildiği gibi yaptığımız tüm faaliyetlerde, yazışmalarda Türkçe’nin kullanılmasını önemsemek gerekmektedir. Kısacası bu. Örneğin makine mühendisliği sektöründe hemen her şey İngilizcedir. Neden, bize bunu dayatmak istiyorlar, bize bu şekilde müdahale edebiliyorlar. Türkleri kolay bölemezsiniz, parçalayamazsınız ama bu yollarla bölmeye çalışıyorlar. Buna subliminal mesajlarda dahil. Buna misyonerlik faaliyetleri de dahil. Eğer siyasete dini karıştırırsanız siyasetin dini olur. Yani o partiden değilseniz dinsiz olursunuz. Bu duruma düşmememiz için de eğitimli olmamız gerekiyor. Çok okumamız gerekiyor. İnsanların sizi, sizin iyi bilmediğiniz konularda sizi bilgisi ile ezmemesi gerekiyor. Yani Türkçemizi doğru öğrenmemiz gerekiyor. Dilimizi doğru öğrenmemiz ve bunu insanlara öğretmemiz gerekiyor. ” şeklinde konuşarak Türkçe’nin doğru öğrenilmesi ve doğru öğretilmesinin altını çizdi.
Konuşmaların ardından basına kapalı toplantı bölümüne geçildi.
|