

Büyük Yazarların Tuhaf Halleri…
Dünya edebiyatına yön veren, çocukluÄŸumuzdan beri okumamız öÄŸütlenen büyük yazarların; büyük takıntıları, kusurları, tutkuları ve hastalıkları vardı. İşte duyunca çok ÅŸaşıracağınız o özellikler:
William Shakespeare: Yazdıklarından kazandığından çok daha fazla geliri tefecilik yaparak kazanıyordu.
Lev Tolstoy: 13 çocuÄŸu vardı. 48 yıllık evliliÄŸinin ardından karısına, "Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptığı bir ÅŸeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükûnet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum," yazan bir not bırakarak evini terk ettiÄŸinde 82 yaşındaydı. Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü.
Fyodor Dostoyevski: Kumarbaz, biraz da hırsız ve yalancı... Epilepsi hastası ve bitmek bilmeyen bir kumar tutkunuydu. Dünyanın en iyi yazarlarından birinin böyle uygunsuz alışkanlıklara sahip olduÄŸu aklınıza gelmezdi, deÄŸil mi? Fakat öyle. Kendisi ciddi bir kumar bağımlısıydı. Hatta ÅŸu an severek okuduÄŸumuz kitaplarının bir kısmını, sırf kumar borçlarını kapatabilmek için yazmıştı.
Honoré de Balzac: ÖldüÄŸünde 51 yaşındaydı ama arkasında onlarca ölümsüz eser bırakmıştı. Günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiÄŸi söylenen Balzac, kahve yapacak birini bulamadığında kahve çekirdeklerini çiÄŸnerdi.
Charles Dickens: "Büyük Umutlar"ın yazarı Dickens, dünyanın belki de en tuhaf uyku alışkanlığına sahipti: Yatarken yüzü mutlaka Kuzey Kutbu'na bakacak ÅŸekilde uzanırdı. Bu tercihini yerküre elektrik akımları ve manyetik alan gibi kavramlarla açıklardı. En fazla vakit geçirdiÄŸi yerlerden biri de kimsesizler morguydu. Yazı yazdığı masa veya sandalye bir milim oynasa yazmayı bırakır, odadaki her ÅŸeyi eski haline getirmek için saatlerce uÄŸraşırdı. Seyahat etmek onun için iÅŸkenceydi; çünkü kaldığı her yeri kendi düzenine göre ayarlamadan rahat edemezdi. Ayrıca rüzgârda saçının bir teli bile oynasa hemen cebinden tarağını çıkarıp düzeltene kadar tarardı.
Jack London: Tam bir kitap kurduydu; ÅŸahsi kütüphanesinde 15 bin kitap vardı. "John Barleycorn" isimli eseri, Adsız Alkolikler birliÄŸinin okuma listesinde yer alır. London 40 yaşında öldü. O kadar çok içiyordu ki bu yüzden başına sayısız kaza geldi. Bir seferinde Oakland Rıhtımı’nda tökezleyerek denize düÅŸtü ve kendisini San Francisco Körfezi’nde buldu.
Franz Kafka: Hem hastalık hastasıydı hem de çiÄŸneme takıntısı vardı. "Migrenim var, nefes alamıyorum, gözlerim görmez oldu, romatizmam var, kesin yaÄŸmur yaÄŸacak" gibi ÅŸikâyetlerini dilinden düÅŸürmezdi. Et yemeyi cinayetle bir tutardı. Vasiyetinde arkadaşı Max Brod’dan; Yargı, Ocakçı, DönüÅŸüm, Ceza Sömürgesi ve Köy Doktoru hariç bütün eserlerini yakmasını istedi. Brod bu vasiyeti yerine getirmeyerek dünya edebiyatına büyük bir iyilik yaptı.
Alexandre Dumas: İflah olmaz bir çapkındı. Evli olmasına raÄŸmen, ölümünün ardından yedi tane gayrimeÅŸru çocuÄŸu olduÄŸu ortaya çıktı.
Victor Hugo: Kaygının yarattığı bir takıntıya sahipti. YaÅŸlanma ve kırışma korkusuyla her sabah buz gibi suyla duÅŸ alırdı. Sesine bir ÅŸey olması endiÅŸesiyle de düzenli olarak çiÄŸ yumurta içerdi.
Agatha Christie: 1926 yılında, 36 yaşındayken aniden ortadan kayboldu. Polis, halk ve istihbaratçılar her yerde onu aradı. 10 gün sonra sahte bir kimlikle bir otelde bulundu. Ne olduÄŸunu hatırlamadığını söylese de bu kayboluÅŸun sırrı hiçbir zaman tam olarak çözülemedi.
Ernest Hemingway: Kendisi hakkında ağır bir yazı yazan eleÅŸtirmeni ilk karşılaÅŸtığı yerde tutup yere devirdi. Bu, bir yazarın eleÅŸtirmene karşı gösterdiÄŸi en sert tepkilerden biri olarak tarihe geçti.
YaÅŸar Kemal: KurÅŸun kalem takıntısı vardı. Neredeyse bütün kitaplarını kurÅŸun kalemle yazmıştır.
Orhan Veli Kanık: Åžiiri önce kafasında bitirir, sonra kâğıda geçirirdi. Bira bardaklarında, günde sekiz bardaÄŸa yakın kahve içerdi.
Sabahattin Ali: Diksiyon takıntısı vardı. Karşısındaki insanların konuÅŸma hatalarını her seferinde düzeltirdi.
Hüseyin Rahmi Gürpınar: Reçel sevgisi ve temizlik hastalığı ile bilinirdi. Kadınlar arasında büyüyen Gürpınar'ın en sevdiÄŸi hobileri örgü örmek ve reçel yapmaktı. O kadar güzel reçeller yaparmış ki bir yakını, "Reçellerini de en az romanları kadar severim," demiÅŸtir. Ayrıca ciddi bir mikrop kapma korkusu vardı; eldivensiz sokaÄŸa çıkmaz, el sıkışmaktan ve öpüÅŸmekten hoÅŸlanmazdı.
Sevgiyle kalın.
Bu makale 9 kez okundu.
| 11.02.2026 | Ziyaretçi |
| Online | 14 |
| Bugün | 2205 |
| Toplam | 25842631 |