Ömer YERLİKAYA
Artık taşra romanları yazılmıyor mu?
02.04.2025

                Artık taşra romanları yazılmıyor mu?

                Yukarıdaki başlıkla ilgili birkaç makale okudum. Genel kanı günümüzde taşra romanlarının giderek yok olduğu, günümüz yazarlarının artık eskiyi değil, modern yaşamın getirip servis ettiği konuları romanlaştırmayı tercih ettiğinden söz ediliyor. Muhakkak günümüzde de güzel, okuyucuyu cezp edecek romanlar yazılacaktır ama sanki eski romanların tadı bir başka gibiydi. Karakterlerin oluşumu bile o dönem insan yapısına, tarzına çok uygundu. Yani karakterler de bile bir güvenirlik vardı. Kötülük bile bir yere kadardı. Sonra alabildiğine bir doğallık, çevre ilişkileri, toprağın, emeğin, insan gücünün öne çıkarılması, küçük şeylerden mutlu olma tutkusu gibi sırlarla örülü gizemli bir dünyası vardı eski romanların.

Her taşra romanı bir hikâye tadındaydı. Okuru sayfaların içine gömerdi.

Okuyucu okuduğu kitapta kendini bulurdu. Hayallerini, özlemini, tutkusunu yaşamamış olsa da orada yaşamaya çalışır mutlu olurdu. İşte eski romanların böylesi bir güzelliği vardı. Ve tabii ki büyük ustalar edebiyat dünyasından gelip geçtiler. Başta Ruslar olmak üzere çok güzel romanlar yazıldı. Roman ustalığı böyle bir şeydi. Herkesin erişemeyeceği usta bir anlatımla kullandılar kalemlerini. Öylesine özenli bir çalışma yapılırdı ki bir cümleyi çıkarıp yerine daha güzelini bulamazdınız. İnce elenip sık dokunurdu. Sözcükleri yazmanın sırrı buradaydı. Bir tat, görselliğin yanında olağanüstü bir doğallık vardı. Başta Rusya olmak üzere, Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Norveç, Danimarka, Eski Yugoslavya gibi ülkelerden büyük yazarlar çıkmıştı. Yazdıkları kitaplar yüzlerce kez baskıya girdi, milyonlarca kez okuyucusu ile buluştu.

Şimdi söz konusu aynı ülkelere bakın eskiden yazılan romanların tadında sözü edilen ülkeler bugün tek bir roman bile veremiyorlar. Uyduruk kurgular, fantastik çağrışımlar, karakter zayıflığı, konu zayıflığı, doku zayıflığı derken eski roman tatlarından eser kalmadı. Muhakkak yeni yazılanlar da yeni okuyucu tarafından okunuyor ama ne kadar okunsa eskinin yerini asla almayacaktır. Eskiden kitap okumak hele roman okumak ille de klasikleri okumak bir ayrıcalıktı. Hiç ummadığınız birisi karşınıza bir kitap kurdu olarak çıkardı. Böylesine bir merak böylesine bir ilgi vardı. O yıllarda dünya okuyorsa bunu dünya klasiklerinin usta yazarlarına borçluydu.

Bizde köy romanları tanınmış bir yazar olarak Fakir Baykurt ile bitti. Onun, Onuncu köyü, Kaplumbağası, Tırpanı, Irazcanın dirliği, Yılanların öcü isimli kitapları bol ödüllü ve çok okunan kitaplarıydı. İnce Memed tük romancılığının dünyaya açılan bir yüzüydü. Yaşar Kemal lirizm konusunda bir çığır açmış bütün zamanların en iyisi olma başarısını göstermişti. Şimdi gençliğe sorun bakalım İnce Memedi okumuş mu diye? Ama bunu kırk yıl önce sorsaydınız adama tuhaf bir yüzle bakarlardı. Sen dalga mı geçiyorsun bu nasıl bir soru, İnce Memedi okumayan mı var? Derlerdi. Neden böyleydi çünkü İnce Memed kurgusu ile dokusu ile farklıydı. İçinde insan vardı, emek vardı, çile vardı, dert vardı. İçin de yaşamın kendisi vardı. Başkaldırı vardı. Yeni biçimlenmeye başlayan toplum bilinci vardı. Ağacı, otu çiçeği, börtü böceği vardı. Bir yanda insan diğer yanda doğa akışımı vardı. Bu birliktelik bir tutku gibi gerçek bir sevda gibi verilirdi.

Şimdi ki romanlar daha yüzeysel, derinliği olmayan, insanın ruhuna hitap etmeyen çarpışır ilişkilerle dolu. Hileler, aldatmalar, ihanetler, stresler, yoğunluklar, sevgisiz ilişkiler ile bir şeyler anlatılmaya çalışılıyor. Bugün yazılanlar belli ki bir süre sonra unutulacaklar. Kimse ismini bile hatırlamayacak. Oysa eski yazılanlar çok farklı, onlar yıllarca okundu ve hayat sürdükçe de okunacaktır. Birileri çıkıp Jack London’un kitaplarını yeniden yazamayacak. Daha doğrusu onun yazdığı tatta, o kıvamda kitaplar yazamayacak. London Amerika’nın bir klasiğiydi ve öylece kalacak. Yeni yazılanlar bir süre sonra unutulacak ama London’un yazdıkları sürekli okunacaktır. Hayat var oldukça London var olacak. İşte romanda ustalığın adı buydu. Bütün mesele kabul görmekte ve okunmakta saklıydı. Bizim de o yıllarda Çalıkuşumuz, sinekli bakkalımız, yabanımız, kiralık konağımız, araba sevdamız, Kuyucaklı Yusufumuz, Susuz yazımız, Bereketli topraklar üzerindemiz gibi gerçekten çok güzel romanlarımız vardı. Onlar yerli klasiklerimizdi ve her zaman da öyle kalacaklar…

                                                                                                                                                             Sevgi ile kalın. 


Bu makale 142 kez okundu.

Yazarın Diğer Yazıları
Serhad Artvin Gazetesi © 2012 Tüm Hakları Saklıdır.
İnönü Caddesi. Karahan İşhanı No:16/A - ARTVİN -- Tel :0(466) 212 11 29 - Faks: 0(466) 212 38 84 - E-Posta: osengun{at}hotmail.com